Indir information


Istediğimiz zaman tekrar, Eşbütünleşme

Posted in Uncategorized by admin on the April 30th, 2008

Durağan olmayan (ing:non-stationary) iki zaman serisi arasındaki korelasyonu incelemek için geliştirilmiş bir tekniktir. Türkçe’de koentegrasyon veya eşbütünleşim olarakta bilinir. Eğer iki veya daha fazla zaman serisi, kendileri durağan olmadıkları halde, bunların doğrusal bir kombinasyonu durağan ise bu serilerin eşbütünleşik (veya koentegre) oldukları söylenebilir. Eşbütünleşme tekniği Clive Granger tarafından geliştirilmiştir.

80′lerden önce pek çok ekonomist durağan olmayan zaman serileri üzerinde analizler yapmıştır. Fakat bu türden analizlerin yanıltıcı regresyon ile sonuçlandığı Granger ve Robert Engle tarafından ispatlanmaştır. Bu bulgunun sonucunda daha önce yapılan niteliksel çalışmaların çoğunun tekrar gözden geçirilmesi zorunluluğu ortaya çıkmıştır. Yanıltıcı regresyonun sebebi ise durağan olmayan serilerin stokastik eğilim etkisi içermeleridir. Stokastik eğilim dikkate alınmadan regresyon analizi yapıldığında iki değişken arasında varmış gibi görünen ilişkinin aslında rastlantısal olarak gelişen bir eğilime dayalı olduğu gösterilebilir.

Durağan olmayan zaman serileri ile analiz yapmak için genelde serilerin birinci veya daha fazla dereceden farkları alınır. Örneğin bir hisse senedinin fiyatı 5,6,7,8,9 şeklinde gidiyorsa bu serinin birinci farkı alındığında 1,1,1,1 şeklinde gidecektir. Eğer bir zaman serisi birinci farkı alındığında durağan hale geliyorsa bu serinin birinci dereceden bütünleşik olduğu söylenir ve bu seri I(1) şeklinde gösterilir. Benzer şekilde bir zaman serisi n kere farkı alınarak durağanlaştırılabiliyorsa bu zaman serisi n. dereceden bütünleşik anlamında I(n) ile gösterilir. Uygulamada genelde en fazla 2 veya 3. dereceye kadar fark alınması serilerin durağanlaştırılması için yeterlidir.


Kaynak

İngilizce Wikipedia, Cointegration maddesi

Resources

Critıque De, Eleştirel düşünme

Posted in Uncategorized by admin on the April 30th, 2008

Eleştirel düşünme akıl yürütme, analiz ve değerlendirme gibi zihinsel süreçlerden oluşan bir düşünme biçimidir. Eleştirel düşünme sağduyu ve bilimsel kanıtlarla uyuşan net hükümlere varmak için somut veya soyut konular üzerinde düşünme süreçlerini de içermektedir.

Eleştirel düşünürler tüm duyulardan, yazılı ve/veya sözlü ifadelerden, gözlem, deney ve akıl yürütmeden elde ettikleri verileri biraraya getirirler. Eleştirel düşünme netlik, açıklık, mantık, derinlik ve güvenilirlir taşır.


Düşünme Çeşitleri

Eleştirel Düşünme Eleştirel Olmayan Düşünme
Mantıksal Düşünme Mantıksal olmayan Düşünme
Ampirik Düşünme Sezgisel Düşünme
Pragmatik Düşünme Arzuya dayalı Düşünme
Şüpheci Düşünme Otoriterci Düşünme
Yansıtmalı Düşünme Dogmatik Düşünme
Realist Düşünme İdealist Düşünme
İstatiki Düşünme Mutlakçı Düşünme
Analitik Düşünme Vasat Düşünme


Kaynak

  • Critical thinking/Wikipedia
  • Critical Thinking


Dış Bağlantılar

  • Critical thinking
  • Argumentation and Critical Thinking Tutorial
  • Argument Mapping
  • Critical Thinking Core Concepts
  • Critical Thinking On The Web
  • Critical Thinking Web
  • Critical Thinking: What Is It Good for?
  • Foundation For Critical Thinking
  • The Socratic Method and Critical Thinking

Resources

Edebilmekteyiz. Bir, Bargaining, Bölüm Bir

Posted in Uncategorized by admin on the April 30th, 2008
Bargaining, Part One
Bölüm No 6. sezon, 1. bölüm
Yazar Joss Whedon
Yönetmen Joss Whedon
Konuk Oyuncu(lar) Franc Ross
   (Razor)
Çekim Tarihi 2 Ekim 2001
Önceki Bölüm The Gift
Sonraki Bölüm Bargaining, Bölüm İki

Bargaining, Bölüm Bir (Bargaining, Part One) Buffy the Vampire Slayer’ın altıncı sezonunun ilk bölümüdür. Ayrıca bkz. Buffy the Vampire Slayer bölümleri listesi

Konu başlıkları


Özet

Buffy’nin ölümünden aylar sonra, Scooby Gang, vampir, iblis ve diğer insanları Buffy’nin ölmediğine inandırmak için Robot Buffy’yi onarmışlardır. Öyle ki, Robot Buffy artık Dawn’un veli toplantısına katılabilecek hâle gelmiştir. O toplantıdayken, Anya ile Giles da atışmaktadırlar. Giles Buffy olmadığı hâlde hâlâ Sunnydale’dedir ve Anya bu durumdan hoşnut değildir. Çünkü Magic Box hâlâ Giles’ındır.

Anya, eBay’den Osiris’in Kâsesi’nin son örneğini satın aldığını söyleyince, Scooby Gang, Buffy’yi diriltmek için yapacakları büyüye tamamen hazır hâle gelir. Willow büyüyü yapmaya kesin kararlı ve tam inançlıdır, ancak arkadaşları doğanın kanunlarına karşı gelmeye pek sıcak bakmamaktadır. Willow, Buffy’nin sırf onları kurtarabilmek için bir cehennem boyutunda sıkışıp kalabileceğini söylemesiyle, diğerleri de ikna olur ve büyüyü yapmak için plânlara başlarlar.

Bu sırada, devriyede olan Robot Buffy, ciddi biçimde yara alır ve “cızırdamaya” başlar. Alnından kablolar ve mavi ışıklar saçılan bir avcıyla karşılaşan vampir durumu hemen motorsikletli bir iblis çetesine haber verir. Bu çete, avcının olmadığı Sunnydale’i biraz “eğlence” için ziyaret etmek üzere yola çıkar.

Ertesi gün, Willow parkta büyü için son hazırlıkları yapmaktadır. Büyü için gerekli ceylan kanını, parktaki bir ceylanı öldürerek elde eder. Giles ise İngiltere’ye dönmeye karar vermiştir. Burada yeni ve Sunnydale’den uzak bir hayata başlayacaktır.

Motosikletli iblisler Sunnydale’e varırlar ve büyük kargaşa yaratırlar. Dükkanları, evleri, arabaları, ellerine ne geçerse her şeyi yağmalamaktadırlar. Robot Buffy onları durdurmak için karşılarına çıkınca yine büyük bir yara alır ve programlandığı gibi Willow’un yanına gider. Tabi iblis çetesi de onu takip etmektedir. İblislerden biri Osiris’in Kâsesi’ni kırınca, büyü durur ve hepsi yapacak bir şey kalmadığından kaçmaya başlarlar. Fakat Buffy’nin mezarında daha tuhaf şeyler olmaktadır. Buffy’nin çürümüş cesedinin etrafında oluşan dumanlar kalkınca, dipdiri bir vücut içinde Buffy gözlerini açar…


Yapım ve Senaryo


Cast

  • Amber Benson : Tara Maclay
  • Nicholas Brendon : Xander Harris
  • Emma Caulfield : Anya Jenkins
  • Sarah Michelle Gellar : Buffy Summers ve Buffybot
  • Alyson Hannigan : Willow Rosenberg
  • James Marsters : Spike
  • Michelle Trachtenberg : Dawn Summers
  • Bu bölüm, Anthony Stewart Head’in “konuk oyuncu” olarak gözüktüğü ilk ve tek bölümdür. İlk beş sezonun tamamında düzenli olarak görülmüştür, ama şimdi canlandırdığı karakter Giles, İngiltere’dedir. Fakat daha sonra yine Sunnydale’e döneceketir.


Çeviriler

  • İtalyanca : “Il rito - I parte” (”Ritüel - Bölüm 1″)
  • Almanca : “Die Auferstehung - Teil 1″ (”Diriliş - Bölüm 1″)
  • Fransızca : “Chaos, première partie” (Kaos, birinci bölüm)

Resources

Kitabı vardır., Tarihçilerin Kutbu Halil İnalcık Kitabı

Posted in Uncategorized by admin on the April 30th, 2008

Tarihçilerin Kutbu Halil İnalcık Kitabı, Dünya çapında Türk tarihçi Halil İnalcık’ın hayatını anlatan eserdir. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları arasından çıkmıştır. Birinci baskı Ekim 2005 yılında yapılmıştır. Kitap söyleşi şeklindedir. Şöyleşiyi yapan Emine Çaykara’dır. 614 sayfalık bir eserdir. Halil İnalcık’ın hayatı, öğrencilerinin kendisi hakkındaki yazıları, eserlerinin ayrıntılı bir listesi ve yaşamından özelliklede akademik hayatından bolca fotoğraf bulunmaktadır.

Resources

Hükümette “Devlet, Johann Schober

Posted in Uncategorized by admin on the April 29th, 2008

Johannes Schober (d. 14 Kasım 1874 Perg, Yukarı Avusturya; ö. 19 Ağustos 1932 Baden, Aşağı Avusturya) Avusturyalı siyasetçi, dışişleri bakanı ve şansölye.

Franz ve Klara Schober çiftinin onuncu çocuğu olarak doğdu. 1894 yılında Viyana’da hukuk eğitimine başladı. 1898 yılında Viyana polis teşkilatında çalışmaya başladı. 1913 yılında ortaya çıkan casusluk skandalında soruşturmayı yöneten en önemli isimlerdendi.

Schober 30 Kasım 1918′den 1932′ye kadar şansölyelik ve yardımcı şansölyelik yaptığı zamanlarda kesintiye uğrasa da, sürekli olarak Viyana emniyet müdürlüğü makamında bulundu. 1919′daki sosyaldemokrat gösterilerin ve 1927′deki Temmuz ayaklanmasının kanlı bir şekilde bastırılmasında polis şefi olarak büyük sorumluluğu vardı.

21 Haziran 1921′de Avusturya şansölyesi oldu ve daha çok bürokratlardan oluşan bir kabine kurdu. Hükümeti Hıristiyan Sosyal Parti ve Büyük Alman Halk Partisi destekliyordu. Schober aynı zamanda dışişleri bakanıydı. 13 Ekim 1921′de ve Ödenburg’un Avusturya’ya katılıp katılmamasına halk oyuyla karar verilmesini öneren Venedig Protokolü’nü imzaladı. 16 Aralık 1921′de Prag’daki Lana Sarayı’nda Çekoslovakya-Avusturya sınırını belirleyen bir anlaşma yaptı. Bu anlaşmada Schober Südet Almanları’nın kendi kaderini tayin hakkını reddettiği için Büyük Alman Partisi yanlısı bakanların hükümeti terk etmesi üzerine hükümet düştü, Schober 26 Ocak 1922′de hükümetten çekildi.

Walter Breisky’nin bir günlük hükümetinden sonra 27 Ocak 1922′de Schober yeni hükümetini ilan etti. Hükümet yine bürokratlardan ve Hıristiyan Sosyal Parti’nin üç bakanından oluşuyordu. Schober aynı zamanda içişleri bakanlığını da üstlendi. Sosyaldemokratların ve Büyük Alman Partisi’nin hükümette görüşülen bir katma krediyi reddetmesi üzerine Schober 25 Mayıs 1922′de hükümetten çekildi. 10 Eylül 1923′te kurulan Interpol’ün ilk başkanı oldu.

26 Eylül 1929′da Schober üçüncü kez şansölye oldu ve hiçbir partiye üye olmayan bakanlar ve Hıristiyan Sosyal Parti, Büyük Alan Partisi ve Taşra Birliği (Landbund) temsilcilerinden oluşan bir hükümet kurdu. 7 Aralık 1929′da parlamento oy birliğiyle devlet başkanına daha geniş yetkiler tanıyan bir anayasa reformuna karar verdi. 20 Ocak 1930 tarihinde Schober 1. Dünya Savaşı’ndan doğan savaş tazminatlarının kaldırılmasını sağladı ve 1929 ekonomik bunalımının etkilerini az da olsa hafifletmeye çalıştı. 6 Şubat 1930′da İtalya’yla dostluk anlaşması, Almanya’yla da ticaret anlaşması imzaladı.

Sosyaldemokratların savunma birliği (Schutzbund) ve faşist paramiliter çeteleri (Heimwehr) silahsızlandırmaya çalıştıysa da başarılı olamadı. Bu çabaya 18 Mayıs 1930′da Heimwehr Korneuburg Yemini adı verilen ve demokratik parlamentarizmi reddeden bir açıklamayla karşılık verdi. Alman yurttaşı ve Heimwehr lideri olan Waldemar Pabst’ın 15 Haziran 1930′da sınırdışı edilmesi üzerine, Heimwehr ile hükümet arasındaki ilişki tümüyle koptu ve bu gelişmeler sonucu Hıristiyan Sosyal Parti’den yardımcı şansölye Carl Vaugoin’in istifası Schober’i 25 Eylül 1930′da geri çekilmeye zorladı.

9 Kasım 1930′da yapılan parlamento seçimlerinde Ulusal Ekonomi Bloku ve Taşra Birliği’nin ortak listesinin (”Schober Bloku”) ilk ismiydi ve 19 sandalye kazandı. 4 Aralık 1930′dan 16 Haziran 1931′e kadar Otto Ender hükümetinde dışişleri bakanı ve yardımcı şansölye olarak görev yaptı. Mart 1931′de Alman dışişleri bakanı Julius Curtius’la bir gümrük birliği projesi çerçevesinde gizli görüşmeler yaptı ve 19 Mart’ta konuyla ilgili anlaşma imzalandı. Anlaşmanın basına sızması üzerine Fransa, İtalya ve Çekoslovakya’nın protestolarıyla karşılaşan Schober, 3 Ekim 1931′de Cenevre’de Milletler Cemiyeti önünde gümrük birliğine uyulmayacağını açıkladı.

20 Haziran 1931′de Karl Buresch hükümetinde yeniden yardımcı şansölye ve dışişleri bakanı oldu. Hıristiyan Sosyal Parti’nin kendisine karşı tutumunun sertleşmesi üzerine 27 Ocak 1932′de Büyük Alman Halk Partisi ile birlikte koalisyondan ayrıldı. Eyalet seçimlerinde Büyük Alman Halk Partisi Viyana’da, Aşağı Avusturya’da ve Salzburg’ta bütün oylarını Nasyonalsosyalistlere kaptırdı. 10 Mayıs 1932′de Engelbert Dollfuß hükümet kurmakla görevlendirildiğinde Schober koalisyon kurmayı reddetti.

Ignaz Seipel’in 2 Ağustos’taki ölümünden kısa süre sonra 19 Ağustos 1932′de Schober beklenmedik bir şekilde 57 yaşında öldü. Mezarı Perg mezarlığındadır.

Resources

Hızlı indirme olanağı, Kabát

Posted in Uncategorized by admin on the April 28th, 2008

Kabát.1983 yılında o zamanlar Çekoslavakya’ya bağlı olan Çek Cumhuriyeti’nin Teplice şehrinde kurulmuş bir sert rock müzik grubudur.2007 yılında Çek Cumhuriyeti’nin’de ilk defa katılma olanağı elde ettiği 2007 Eurovision Şarkı Yarışması’nda ülkesini temsil eden Kabát grubu yarı finalden finale geçme olanağı elde etmek için 10 Mayıs 2007′de yarı finalde Küçük Leydi anlamına gelen Malá Dáma adlı şarkıyla yarışmış ve sonuncu olmuştur.

Resources

Yayınlarından, Böyle Buyurdu Zerdüşt

Posted in Uncategorized by admin on the April 28th, 2008

Böyle Buyurdu Zerdüşt: Herkes ve Hiçkimse için Bir Kitap’ (Orijinal adıyla Also sprach Zarathustra), Alman filozof Friedrich Nietzsche tarafından kaleme alınmış bir kitaptır. Kitabı belirli bir kategori içerisinde tanımlamak genelde zor olmuştur: Bir edebiyat eseri ve aynı zamanda felsefî bir çalışmadır. Nietzsche kendisi kitabı “yazılmış en derin” eser olarak tanımlamıştır. Eser, birçok farklı konu ve tarz barındırmaktadır. Nietzsche’nin felsefî görüşleri açısından önemli bir yer tutan kitap, birçok eleştiriye maruz kalmıştır.

Konu başlıkları


Edebiyat ve felsefe

20. yüzyıl felsefesinde belirgin bir eğilim olarak edebiyat ve felsefenin içiçe geçtiği, felsefe anlatıların edebi anlatılara benzemeye başladığı ya da edebi anlatının felsefi nitelik taşıdığı gözlemlenir. Bu gelişmenin kaynağındaki en önemli düşünür Nietzsche’dir ve özellikle onun Böyle Buyurdu Zerdüşt kitabıdır. Bu kitapta Nietzsche şiirsel bir uslûpla felsefi meseleleri dile getirmiş, kendi felsefi düşüncelerini ve kavramlarını açıklamıştır. Nietsche’nin en belirgin etkisi Martin Heidegger’in felsefi çalışmalarındaki şiirsellik arayışında ve varoluşçu filozofların edebi-felsefi yapıtlarında görülür. Nietzsche, felsefe alanında yalnızca metnin içeriğiyle değil, uslûbu ya da söylemiyle de yakından ilgilenmiş, yeni düşünceleri yeni söyleyişlerle dile getirme prensibiyle hareket etmiştir. Böyle Buyurdu Zerdüşt, bu anlamda felsefeye yeni bir içerik katkısından ibaret olmayıp yeni bir söylemsellik de getirmiştir.


Zerdüşt’te Nietzscheci kavramlar

  • Üst-insan
  • Tanrı öldü
  • Bengi dönüş
  • Amor fati!
  • Değerlerin yeniden değerlendirilmesi


Nietzsche’nin kehaneti

Nietzsche, Böyle Buyurdu Zerdüşt kitabında zamanındaki kulaklara göre ağız olmadığını kendisinin daha sonraki kuşaklar tarafından anlaşılacağını söyler.Özellikle yüzyıl sonra anlaşılacağını söylemesi gerçekleşen bir kehanet olarak görülebilir.Elbette tek tek filozoflarda Nietsche’nin çalışmalarını değerlendirenler olmuştur.Ancak asıl olarak Nietzsche 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren genel bir ilginin konusu olur ve postmodern felsefeler tarafından her anlamda değerlendirilmeye başlanır.Onun perspektivizmi, tarihselciliki, bilgi/iktidar düşüncesi, dil’i kavrayış biçimi yeniden ve yeni anlam katmanlarıyla değerlendirilmeye başlanmıştır.2000′li yıllara gelindiğinde ise Nietzsche en derin teorik tartışmalardan en sıradan sohbetlere kadar herkesin dilindeki isimlerden biri haline gelmiş bulunmaktadır.Nietzsche’nin kendi istediği ve düşündüğü anlamda anlaşılıp anlaşılmadığı tartışmalı olmakla birlikte, yüzyıl sonra kendisine pek çok kulak verenin ortaya çıktığı kesindir.


Dış bağlantılar

  • Böyle Buyurdu Zerdüşt’ten Seçmeler
  • Zerdüşt’ün hikayesi


Kitabın çevirileri hakkında

  • Böyle Buyurdu Zerdüşt, çeviren;Turan Oflazoğlu, Cem Yayınevi.
  • İskele Yayıncılık tarafından Mustafa Bahar çevirisiyle Temmuz 2005′te Dünya klasikleri serisi içinde yayınlandı ISBN 975-9099-35-7.
  • 2006 Mart’ında da Murat Batmankaya çevirisiyle Say yayıncılık tarafından basıldı ISBN 975-468-391-3.
  • 2005 Ocak’ta E.Murat Cengiz çevirisiyle Oda Yayınevi tarafından yayınlandı ISBN 975-385-341-6.
  • 2003 Ocak’ta Mustafa Tüzel çevirisiyle İş Bankası Yayınları’nca basıldı.

Resources

Konferansı Örgütü, Filistin Kurtuluş Örgütü

Posted in Uncategorized by admin on the April 28th, 2008

Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) nün temelleri, 13 Ocak-16 Ocak 1964’te Kahire’de toplanan Arap Zirvesi’nde atıldı. 29 Mayıs 1964 tarihinde Filistin Ulusal Konseyinin toplanmasının ardından 2 Haziran 1964 tarihinde Filistin Kurtuluş Örgütü kuruldu. Örgüt Arap devletleri arasında bir liderlik savaşı yüzünden Filistinliler tarafından değil Arap devletleri tarafında özellikle de Mısır devlet başkanı Cemal Abdülnasır’ın yoğun desteği ile kuruldu.

FKÖ’nün kurumsallaşması aşamasında Arap devletleri Filistinlileri mücadele yönünde yetiştirmek amacıyla askeri okullarına alma talebinde bulundular, ayrıca teşkilatın finansmanı için bir Filistin Milli Fonu oluşturuldu. Arap devletlerinde FKÖ’nün ofisleri açıldı ve o sıralarda Gazze ve Sina’da üslenecek bir Filistin Kurtuluş Ordusu kuruldu.

Bir anlamda Filistin davasının siyasal temsilcisi olan ve çok sayıda Filistinli örgütü bir çatı altında toplayan FKÖ, 1967 Arap-İsrail Savaşı’nda etkinliğini artırdı. 1968 yılında yapılan Filistin Ulusal Konseyi’nin dördüncü toplantısında FKÖ yeniden örgütlendi. Silahlı gruplar üye yapılırken, sözleşme yeniden gözden geçirildi ve Filistin Kurtuluş Ordusu’nun askeri kanadı kuruldu.

FKÖ’nün en önemli organı Filistin parlamentosuna eş değer olan Ulusal Konsey’dir. Üyeler, Konsey’in mevcut kurulu, askeri gruplar, Filistin birlikleri, meslek örgütleri ve önde gelen Filistinlilerin görüşmeleriyle belirlenmektedir. Konsey, FKÖ’nün siyasetini ve programlarını oluşturan en üst kuruldur.

FKÖ şemsiyesi altında bulunan gruplar içindeki en büyük örgüt olan El-Fetih’in lideri Yaser Arafat 1969′da FKÖ Yürütme Kurulu Başkanlığı’na getirildi. Arafat yönetimi 1973 yılından itibaren diplomasiye ağırlık vererek FKÖ’ye sürgün hükümeti niteliği kazandırdı. 1974 yılında örgüt, Arap Birliği, İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) ve Birleşmiş Milletler (BM) tarafından Filistinlilerin tek meşru temsilcisi olarak tanındı. 1980′li yılların başlarına kadar FKÖ pek çok değişik grubu bünyesinde taşıyor olmasına rağmen Filistin davasının önde gelen örgütü olma özelliğini korudu. Örgütün merkezi 1967 savaşından sonra Ürdün’e, 1970′te Lübnan’a ve 1982 yılında İsrail’in Lübnan’ı işgaliyle Tunus’a taşındı.

FKÖ Başkanı Arafat, Aralık 1988′de FKÖ adına terörizmi kınadığını açıklayan bir konuşma yaptı. Bunun üzerine ABD bu açıklamanın, FKÖ içinde yer alan El-Fetih, Güç 17, Havari Grubu, Filistin’in Kurtuluşu için Halk Cephesi FKHC ve Filistin Demokratik Halk Kurtuluş Cephesi FDHKC gibi örgütleri de bağladığını düşündü. Fakat ABD ile FKÖ arasındaki diyalog FKHC’nin 30 Mayıs 1990′da İsrail kıyılarına saldırmasıyla bozuldu.

1990 yılında Körfez Savaşı sırasında Yaser Arafat, Saddam Hüseyin’in Kuveyt’i işgaline tam destek vererek tüm dünya kamuoyunu şasırttı. Bunun sonucunda savaşın ardından tüm Filistinliler Kuveyt’ten atıldılar.

1994 yılında yapılan Gazze-Eriha Anlaşması ve Eylül 1995′te yapılan II. Oslo Anlaşması’yla İsrail Gazze Şeridi’nin tamamına yakınının, Batı Şeria’nın ise bazı bölgelerinin yönetimini Filistin Otoritesi’ne bıraktı. 1996 yılının Ocak ayında yapılan seçimlerin sonucunda 88 üyeli Filistin Otoritesi Konseyi oluşturuldu. Ayrıca seçimlerin sonunda Arafat Filistin Otoritesi’nin başkanı olarak göreve başladı. Filistin Otoritesi kabinesi 23 bakanlıktan oluşuyordu fakat önemli kararları alma yetkisi Arafat’a aitti. Ayrıca hükümette önemli pozisyonlar el-Fetih üyelerine verildi. FKÖ, bugün devam eden varlığı ile Filistin Ulusal Otoritesi’ni yürüten siyasal bir parti gibi işlev görmektedir.


Filistin Kurutuluş Örgütü Liderleri

  • Ahmad Shukeiri (10 Haziran 1964 - 24 Aralık 1967)
  • Yahya Hammuda (24 Aralık 1967 - 2 Şubat 1969)
  • Yaser Arafat”Abu Amar”(2 Şubat, 1969 – 11 Kasım , 2004)
  • Mahmud Abbas “Abu Mazen”(29 Ekim 2004 - …)

Askerliğini, Firuz Çilingiroğlu

Posted in Uncategorized by admin on the April 28th, 2008

Firuz Çilingiroğlu (d. 1924, Erciş, Türkiye), Türk Hukukçu.

Ankara Atatürk Lisesi bitirdi, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1946′da mezun oldu. Askerliğini Ankara ve Erzurum’da Askeri Hakim olarak yaptı, Ankara Hakim adayı olarak 1946′da mesleğe başladı. Daha sonra sırasıyla: Ardahan Hakimliği, Ardahan Cumhuriyet Savcılığı, Tekman Sulh Hakimliği, Çivril Cumhuriyet Savcılığı, Ankara Cumhuriyet Savcı Yardımcılığı, Adalet Müfettişliği, Zeytinburnu Cumhuriyet Savcılığı, Ankara Cumhuriyet Savcılığı ve Ankara Ticaret Mahkemesi Üyeliği yaptı. 17 Mart 1970′de Yargıtay üyeliğine seçilen Çilingiroğlu 11.ve 15.Hukuk Daireleri üyeliği ile Yargıtay Birinci Başkanvekilliği de yaptı. 4 Temmuz 1981 tarihinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına seçilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı iken, 1 Temmuz 1989 tarihinde yaş sınırı nedeniyle emekliye ayrılmıştır.

31 Ekim 1995 - 6 Mart 1996 tarihleri arasında Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 114 üncü maddesi gereğince 24 Aralık 1995 Türkiye Cumhuriyeti Milletvekili Genel Seçimleri öncesi tarafsız Adalet Bakanı olarak görev yapmıştır

Resources

Bilgisayarlar için, Bilgisayar

Posted in Uncategorized by admin on the April 28th, 2008

Bilgisayar, belirli komutlara göre veri işleyen ve depolayan bir makinedir.

Bilgisayarlar çok farklı biçimlerde karşımıza çıkabilirler. 20. yüzyılın ortalarındaki ilk bilgisayarlar büyük bir oda büyüklüğünde olup, günümüz bilgisayarlarından yüzlerce kat daha fazla enerji tüketiyorlardı. 21. yüzyılın başına varıldığında ise bilgisayarlar bir kol saatine sığacak ve küçük bir pil ile çalışacak hâle geldiler. Toplumumuz kişisel bilgisayarı ve onun taşınabilir eşdeğeri, dizüstü bilgisayarını, bilgi çağının simgeleri olarak tanıdılar ve bilgisayar kavramı ile özdeşleştirdiler.

Ancak, günümüzde en yaygın olarak kullanılan bilgisayar türü, gömülü bilgisayarlardır. Gömülü bilgisayarlar küçük boyutlu olup genelde diğer aygıtların denetiminde kullanılırlar. Savaş uçaklarında, çamaşır makinelerinde hatta oyuncaklarda da bulunurlar.

İstenilen programı kayıt edip istenilen zamanda çalıştırabilmeleri bilgisayarları çok yönlü kılıp hesap makinelerinden ayıran ana özellikleridir. Church-Turing tezi bu çok yönlülüğün matematiksel ifadesidir, ve herhangi bir bilgisayarın bir diğer bilgisayarın görevlerini yerine getirebileceğinin altını çizer. Dolayısıyla, karmaşıklıkları ne düzeyde olursa olsun, cep bilgisayarından süper bilgisayarlara kadar, bellek ve zaman kısıtı olmadığı takdirde hepsi aynı görevleri yerine getirebilirler.

Konu başlıkları


Tarihçe

Bilgisayar tanımının esnekliği ve zaman içerisindeki değişim süreci dolayısıyla ilk bilgisayarı saptamak güçtür. Geçmişte bilgisayar olarak bilinen birçok aygıt günümüz ölçütlerine göre bu tanımı hak etmemektedirler.

Başlangıçta bilgisayar sözcüğü hesaplama sürecini kolaylaştıran nesnelere verilen bir ad konumundaydı. Bu ilk dönemin bilgisayar örnekleri arasında sayı boncuğu (abaküs) ve AntiKitira Makinesi (M.Ö. 150-100) sayılabilir. Yüzyıllar sonra, Ortaçağ sonundaki yeni bilimsel keşifler ışığında, Avrupalı mühendisler tarafından geliştirilen bir dizi makinesel hesaplama aygıtlarının ilki ise, Wilhelm Schickard’a (1623) aittir.

Ancak, programlanabilir (veya kurulabilir) olmamaları nedeniyle bu aygıtların hiçbiri günümüz bilgisayar tanımına uymamaktadır. 1801 yılında Joseph Marie Jacquard’ın dokuma tezgâhındaki işlemi özdevinimleştirmek (otomatikleştirmek) adına ürettiği delikli kartlar ise bilgisayarların gelişme sürecindeki, kısıtlı da olsa, ilk programlanabilme (kurulabilme) izlerinden sayılır. Kullanıcının sağladığı bu kartlar sayesinde, dokuma tezgâhı kart üzerindeki delikler ile tarif edilen çizime işleyişini uyarlayabiliyordu.

1837 yılında Charles Babbage, adını Analytical Engine (Çözümlemeli veya analitik makine) koyduğu, ilk tam programlanabilir makinesel bilgisayarı kavramsallaştırıp tasarladı. Ancak parasal nedenler ve üzerindeki çalışmalarının sonlanamaması nedeniyle bu makineyi geliştirmedi.

Delikli kartların ilk büyük ölçekli kullanımı ise Herman Hollerith tarafından, 1890 yılında muhasebe işlemlerinde kullanılmak üzere tasarlanan hesap makinesidir. Hollerith’in o dönemde bağlı olduğu işletme ise sonraki yıllarda küresel bilgisayar devine dönüşecek IBM’dir. 19. yüzyılın sonlarına varıldığında, gelecek yıllarda bilişim donanım ve kuramlarının gelişimine büyük katkıda bulunacak uygulayımlar (teknolojiler) ortaya çıkmaya başlamıştılar: delikli kartlar, Boole cebiri, boşluk tüpleri ve teletip aygıtları.

20. yüzyılın ilk yarısında ise, birçok bilimsel gereksinim, gittikçe karmaşıklaşan örneksel (analog) bilgisayarlar ile giderildiler. Ancak günümüz bilgisayarlarının yanılmazlık düzeyinden hâlâ uzaktılar.

1930′lar ve 1940′lar boyunca bilgisayar uygulayımı gelişmeye devam etti, ve sayısal elektronik bilgisayar’ın ortaya çıkışı ancak elektronik devrelerinin buluşundan (1937) sonra gerçekleşebildi. Bu dönemin önemli çalışmaları arasında aşağıdakiler sayılabilir:

  • Konrad Zuse’nin “Z makineleri”. Z3 (1941) ikili sayı tabanına dayalı işleyip, gerçel sayılar ile işlem yapabilen ilk makinedir. 1998 yılında Z3′ün Turing uyumlu olduğu kanıtlanmış ve böylece ilk bilgisayar unvanını edinmiştir.
  • Atanasoff-Berry Bilgisayarı (1941) boşluk tüplerine dayalı olup, ikili sayı tabanının yanı sıra, sığaç tabanlı bellek donanımına sahipti.
  • İngiliz yapımı Colossus Bilgisayarı (1944), kısıtlı programlanabiliriğine (kurulabilirliğine) rağmen, binlerce tüp kullanımının yeterince güvenilir bir sonuç verebileceğini göstermiştir. 2. Dünya Savaşı’nda Alman silahlı kuvvetlerinin gizli iletişimlerini çözümlemek için kullanılmıştır.
  • Harvard Mark I (1944), kısıtlı kurulabilirliğe sahip bir bilgisayar.
  • ABD Ordusu tarafından geliştirilen ENIAC (1946), onluk sayı tabanına dayalı olup ilk genel kullanım amaçlı eletronik bilgisayar unvanına sahiptir.

ENIAC’ın olumsuz yanlarını saptayan geliştiricileri, daha esnek ve zarif bir çözüm üzerinde çalışıp, artık saklı program mimarisi veya daha çok von Neumann mimarisi olarak tanınan tasarımı önerdiler. Bu tasarımdan ilk olarak John von Neumann (1945) yılında gerçekleştirdiği bir yayında söz etmesinden sonra, bu mimariye dayalı olarak geliştirilen bilgisayarlardan ilki İngiltere’de tamamlandı (SSEM). Aynı mimariye bir yıl sonra kavuşan ENIAC’a ise EDVAC adı verildi.

Günümüz bilgisayarlarının neredeyse tamamının bu mimariye uyumlu hâle gelmesi ile bilgisayar sözcüğünün tanımı olarak da kullanılmaktadır. Dolayısı ile bu tanıma göre geçmişteki aygıtlar bilgisayar olarak sayılmasalar da, tarihsel bağlamda yine de o biçimde anılmaktadırlar. Her ne kadar 1940′lardan bu yana bilgisayar uygulayımı köklü değişiklikler geçirmiş olsa da, çoğunluğu von Neumann mimarisine sadık kalmıştır.

Boşluk tüpüne dayalı bilgisayarlar 1950′ler boyunca kullanımda kaldıktan sonra, 1960′larda daha hızlı ve ucuz olan geçirgeç (transistör) tabanlı bilgisayarlar yaygınlık kazandı. Bu etkenlerin sonucunda bilgisayarların daha önce görülmemiş bir düzeyde toplu üretimine geçirildi. 1970′lere varıldığında tümleşik devre uygulayımı ve Intel 4004 gibi mikroişlemcilerin geliştirilmesi sayesinde bir kez daha büyük bir başarım ve güvenilirlik artışının yanı sıra, maliyet düşüşü de yaşandı. 1980′lerde artık bilgisayarlar, çamaşır makinesi gibi günlük hayat kullanımındaki birçok makinesel aygıtın denetleyici donanımlarındaki yerlerini almaya başlamışlardı. Yine aynı dönemde, kişisel bilgisayarlar yaygınlık kazanıyorlardı. Son olarak 1990′lardaki Internet’in gelişimi ile de bilgisayarlar artık televizyon ve telefon gibi alışılmış birer aygıt hâline gelmişlerdir.***


Yapı

von Neumann mimarisine göre bilgisayarlar başlıca dört bileşenden oluşurlar: aritmetik mantık birimi (AMB), denetim birimi (DB), bellek ve giriş/çıkış (G/Ç). Bu dört kesim kendi aralarında taşıt (veya yollar) ile bağlıdırlar. Aritmetik mantık birimi ile denetim biriminin yanı sıra yazmaçlar, işlemciyi (ayrıca Ana işlem birimi ve Merkezi işlem birimi) oluştururlar.


Aritmetik mantık birimi (AMB)

Aritmetik mantık birimi işlemci içerisinde iki tür işlemi yerine getirmek ile yükümlüdür, sayısal ve mantıksal işlemler. Herhangi bir AMB tarafından desteklenen sayısal işlemlerin sayısı ve türü işlemciye göre farklılık gösterir. Bazıları sadece toplama ve çıkarma ile sınırlıyken, diğerleri trigonometrik işlevler bile destekleyebilirler. Ancak en karmaşık görevler bile basit adımlara indirgenebildiğinden en basit işleçleri bile destekleyen bir AMB bunları hesaplamayı başarabilir.

Sayısal işlemler dışında AMB, mantıksal işleçler de kullanabilir. Boole cebiri’nin temel işlevleri (VE, VEYA, ÖZEL VEYA, DEĞİL) sayesinde karmaşık mantıksal önermeleri hesaplayabilir. Yeni nesil AMB’ler ise doğrudan yöney ve dizeyler üzerinde işlem yapmayı desteklemektedirler.


Denetim birimi (DB)

Denetim birimi (veya denetçi), işlemci içerisindeki yer alan kesimlerin doğru çalışmaları için yönlendirilmeleri ile yükümlüdür. Birincil görevi, çalıştırılan programın her komutunu çözmek ve işlemci içerisinde kullanılabilecek sinyallere çevirmektir. Bunun dışında çalıştırılan programın hangi komutunda bulunulduğunu da tutan program sayacının içerir. Son dönem bilgisayarların denetim birimleri, söz konusu programın komut sırasını değiştirip hızlandırabilen yapılara sahiptirler.


Bellek

Bir bilgisayarın belleği, sayılar içeren bir hücreler bütünü olarak düşünülebilir. Her hücreye yazılabilir ve içeriği okunabilir. Her hücrenin kendisine özel bir bulunağı (adresi) vardır. Bir komut örneğin 34 sayılı hücrenin içeriğini 5.689 sayılı hücre ile toplayıp 78. hücreye yerleştirmek olabilir. İçerdikleri sayılar herhangi bir şey olabilir, sayı, komut, bulunak, harf, vb. İçeriğinin doğasını ancak onu kullanan program belirler. Günümüz bilgisayarlarının çoğunluğu veriyi kaydetmek için ikili sayıları kullanır ve her hücre 8 bit (yani bir bayt) içerebilir.

Dolayısıyla bir bayt 255 farklı sayıyı ifade edebilir, bunlar ancak 0 dan 255′e veya -128 den +127′ye olabilirler. Yan yana yerleşmiş birden fazla bayt kullanıldığında ise (genelde 2, 4 veya 8) çok daha büyük sayıların kaydedilmesi mümkün olur. Çağımız bilgisayarlarının bellekleri milyarlarca bayt içermektedirler.

Bilgisayarlarda üç adet bellek türü bulunur. İşlemci içerisinde yer alan yazmaçlar, son derece hızlı ancak çok sınırlı sığaya sahiptirler. İşlemcinin çok daha yavaş olan ana belleğe olan erişim gereksinimini gidermek için kullanılırlar. Ana bellek ise Rastgele erişimli bellek (REB veya RAM, Random Access Memory) ve Salt okunur bellek (SOB veya ROM, Read Only Memory) olmak üzere ikiye ayrılır. RAM’a istenildiği zaman yazılabilir ve içeriği ancak güç sürdüğü sürece korunur. ROM ise sadece okunabilen ve önceden yerleştirilmiş bilgiler içerir. Bu içeriği güçten bağımsız olarak korur. Örneğin herhangi bir veri veya komut RAM’da bulunurken, bilgisayar donanımını düzenleyen BIOS ROM’da yer alır.

Son bir bellek alt türü ise ön bellektir (cache memory). İşlemci içerisinde yer alır ve yazmaçlardan büyük sığaya sahip olmanın yanı sıra ana bellekten de hızlıdır.


Giriş/Çıkış (G/Ç)

G/Ç bir bilgisayarın dış dünyadan veri alışverişinde bulunmak için kullandığı araçtır. Yaygın olarak kullanılan giriş birimleri arasında klavye ve fare, çıkış için ise ekran (veya görüntüleyici, monitör) ve yazıcı sayılabilir. Sabit ve optik diskler ise her iki görevi de üstlenirler.


Bilgisayar ağları

1970′lerde ABD’li mühendisler ordu içerisinde yürütülen bir tasarı çerçevesinde bilgisayarları birbirleri ile bağlayıp (ARPANET), günümüzde bilgisayar ağı olarak bilinen yapının temellerini attılar. Zaman içerisinde bu bilgisayar ağı, ordu ve akademik birimler ile de sınırlı kalmayıp genişledi ve bugün milyonlarca bilgisayar içerden Bilgisunar (Internet veya Genel ağ) oluştu. 1990′lara gelindiğinde ise, İsviçre’nin CERN araştırma merkezinde geliştirilen Küresel ağ (World Wide Web, WWW) adlı iletişim kuralları, e-posta gibi uygulamalar ve ethernet gibi ucuz donanımsal çözümler ile bilgisayar ağları yaygınlık kazandılar.


Ek konular


Donanım

Donanım kavramı bir bilgisayarın tüm dokunulabilir bileşenlerini kapsar.

Donanım örnekleri
Çevresel birimler (Giriş/çıkış) Giriş Fare, Klavye, Oyun çubuğu, Tarayıcı
Çıkış Monitör, Yazıcı
Her ikisi Disket sürücü, Sabit disk, Optik disk
Bağlantı birimleri Kısa menzil RS-232, SCSI, PCI, USB
Uzun menzil (Bilgisayar ağları) Ethernet, ATM, FDDI


Yazılım

Yazılım

kavramı bilgisayardaki özdek (maddi) olmayan tüm bileşenleri tanımlar: programlar, iletişim kuralları ve veriler hepsi yazılımdır.

Yazılım
İşletim sistemi Unix/BSD UNIX V, AIX, HP-UX, Solaris (SunOS), FreeBSD, NetBSD, IRIX
GNU/Linux Linux sürümleri dizelgesi
Microsoft Windows Windows 9x, Windows NT, Windows CE, Windows vista
DOS DOS/360, QDOS, PC-DOS, MS-DOS, FreeDOS
Mac OS Mac OS X
Gömülü ve Gerçek zamanlı işletim sistemileri Gömülü işletim sistemleri dizelgesi
Kütüphaneler Çoklu ortam DirectX, OpenGL, OpenAL
Programlama kütüphanesi C kütüphanesi
Veriler İletişim kuralı TCP/IP, Kermit, FTP, HTTP, SMTP
Belge biçimleri HTML, XML, JPEG, MPEG, PNG
Kullanıcı arayüzü Grafiksel kullanıcı arayüzü (WIMP) Microsoft Windows, GNOME, QNX Photon, CDE, GEM
Metinsel kullanıcı arayüzü Komut satırı, Kabuk
Diğer
Uygulama İşyeri dizisi Sözcük işlem, Masaüstü yayını, Sunum yazılımı, Veri tabanı yönetim sistemi, Hesap çizelgesi, Muhasebe yazılımı
Bilgisunar Erişimi Tarayıcı, E-posta istemcisi, Küresel ağ sunucusu, Anlık ileti yazılımı
Tasarım Bilgisayar destekli tasarım, Bilgisayar destekli yapım
Grafikler Hücresel grafik düzenleyici, Yöneysel grafik düzenleyici, 3B modelleyici, Canlandırma düzenleyici, 3B bilgisayar grafikleri, Video düzenleme, Görüntü işleme
Sayısal ses Sayısal ses düzenleyici, Ses oynatıcı
Yazılım mühendisliği Derleyici, Çevirici, Yorumlayıcı, Hata ayıklayıcı, Metin düzenleyici, Tümleşik geliştirme ortamı, Başarım incelemesi, Değişiklik denetimi, Yazılım yapılandırma yönetimi
Oyunlar Strateji, Macera, Bulmaca, Benzetim, Rol yapma oyunu, Etkileşimli kurgu
Ek Yapay zeka, Antivirüs yazılımı, Belge yönetici


Ayrıca bakınız

  • Bilgisayar bilimleri
  • Bilgisayar güvenliği
  • Hesaplanabilirlik

[[got:

Resources

Tekrar kaldığımız yerden devam, Öğrenme Nesneleri

Posted in Uncategorized by admin on the April 28th, 2008

Öğrenme Nesneleri;

Uzaktan eğitim maksadıyla hazırlanan ve Öğrenme Yönetim Sistemi nde çalıştırılan e-öğrenme içeriklerine denir.

Öğrenme nesneleri, birbirleriyle ilintili faaliyet, bilgi, değerlendirme içeriklerinden oluşur. Günümüzde en çok ilgi gören, tekrar kullanılabilen parçalardır. Belli oranda bir bütün oluşturması nedeniyle, öğrenme nesneleri tekrar kullanılabilir. Üretiminde SCORM standartları kullanılmalıdır. Öğrenme nesnelerine örnek olarak, dersin bölümleri, kitabın bölümlerinin kısımları, ünitelerin konuları vb. verilebilir. Öğrenme nesnesi, bilgi nesneleri parçalarına ayrılır.

Resources

Ve benzeri şeyleri indiren, Sextus Emprikus

Posted in Uncategorized by admin on the April 27th, 2008

Sextus Emprikus Antik Yunan kuşkuculuğu hakkındaki bilgiyi sağlayan ünlü Romalı hekim ve filozoftur. Kuşkuculuk dışındaki her tür bilimsel ve felsefi öğretiyi dogmatizm olarak niteleyen Sextus, yaşamda iki temel ölçütün bulunduğunu, bunlardan birincisinin şeylerin varoluşu ya da varolmayışıyla ilgili kuramsal ölçüt, diğerinin ise bazı şeyleri yapmaya ya da yapmamaya hizmet eden pratik ölçüt olduğunu savunmuş, bunlardan birincisiyle savaşırken, bir kuşkucunun kendisine pratik ölçütü rehber alması gerektiğini belirtmiştir.

Resources

Yazıları: Hızır, Ömer Demircan

Posted in Uncategorized by admin on the April 27th, 2008

Ömer Demircan, Türk dilbilimci.

Uzun yıllar İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili Öğretmenliği Bölümü’nde öğretim üyesi olarak çalıştı. Edebiyat ve dil dergilerinde çeşitli yazıları yayımlandı. Yayımlanan kitapları arasında şunlar sayılabilir:

  • Yabancı-Dil Öğretim Yöntemleri
  • Türkçenin Ses Dizimi
  • Türkiye’de Yabancı Dil

Mesleğindeki son yıllarında İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde profesör olarak çalışıp emekli olan Demircan, halen Okan Üniversitesi’nde Fen Edebiyat Fakültesi bünyesinde çalışmakta olup dil alanındaki çalışmalarını sürdürmektedir.

Resources

Tanımakta edit Bunlara, Köln Şehir Müzesi

Posted in Uncategorized by admin on the April 27th, 2008


Köln Şehir Müzesi

Köln´ün en büyük müzelerinden birisidir. Sergilenen eserler Köln Şehri´nin tarihini yansıtmaktadır. Müzeye ait 300.000 eser vardır. Bunlara her yıl 600 ila 1000 parça eklenmektedir. Müzede sergilenen eser sayısı ise 5.000 adettir.

Müze, 14 ağustos 1888 gününde Hahnentorburg´da açıldı. 1927´de Deutz Semti´ndeki garnizona, 1958´de de şimdiki yeri olan Zeughaus´a taşındı.


Dış

Bağlantılar

  • Köln Şehir Müzesi (Almanca)

Resources

Istediğimiz zaman tekrar kaldığımız, Einstein Evreninde Zaman Yolculuğu: Zamanda Yolculuk Olasılığı

Posted in Uncategorized by admin on the April 27th, 2008

Astrofizikçi J. Richard Gott, Einstein Evreninde Zaman Yolculuğu ya da özgün adıyla Time Travel in Einstein’s Universe: The Physical Possibilities of Travel Through Time kitabında, fiziksel olayları herkesin anlayabileceği şekilde basite indirgeyerek, okurunda merak uyandıran ve şaşırtıcı bir üslupla, en zor beğenen eleştirmenleri bile zamanda yolculuğunu düşünmeye yöneltir.

Resources

  • Program indir download, indir, yükle,Program indir,program, proğram, trial, demo, oyun, game, top, best, en iyi, iyi, güzel, site, ucretsiz, ücretsiz, beleş, music,

Internetteki dosya ve benzeri, KaraGarga

Posted in Uncategorized by admin on the April 27th, 2008

2004′ün başından beri faaliyet gösteren BitTorrent tracker’ıdır. Diğer BitTorrent tracker’ların en önemli farkı, alternatif dosyalar sunmasıdır.
Özellikle filmseverler için piyasada çok az bulunabilecek birçok dosya paylaşıma açılmaktadır.
Tracker, temel olarak TorrentBits PHP tracker çekirdeğini kullanmaktadır ancak birçok kodu değiştirilmiş ve özelleştirilmiştir.
Güvenilirliği sağlama adına site, genelde dışarıdan kullanıcı alımı yapmaz.
Sitenin dili İngilizcedir.

Resources

  • Gel İndir Kategorize edilmiş programlar. Arama fonksiyonu da mevcut.

Yöneticileri listesi edit Dış, Alfabetik hayvan listesi Ü

Posted in Uncategorized by admin on the April 26th, 2008

A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z</td></tr></table>

Ü
  • Üveyik (Kuş türü)

Resources

Tasarlanmış programlardır. edit, Bilgisayar Destekli Mimarlık Tasarımı

Posted in Uncategorized by admin on the April 26th, 2008

Bilgisayar Destekli Mimarlık Tasarımı (kısaca BDMT), bir mimarlık tasarımının bilgisayar kullanılarak ya da bilgisayar yardımı ile yapılması işlemine denir.

Bilgisayar Destekli Mimarlık Tasarımı, İngilizcede Computer Aided Architectural Designın başharlerinden kısaltılarak CAAD olarak adlandırılır ve genel bilgisayar destekli tasarımın (BDT, ya da CAD) bir alanı olarak sayılır.

Çeşitli kaynaklar, ilk Bilgisayar Destekli Mimarlık Tasarımı (BDMT) örnekleri olarak 1960′lı yıllarda ABD ile İngiltere’de yapılan bağımsız iki ayrı çalışmayı gösterirler. İngiltere’de Whitehead ile El’Dars’ça geliştirilen proğram, odalar arasındaki yürüme uzaklığını en aza indirgemeye çalışarak, iki boyutlu kat planları üretti. ABD’de, Souder ile çalışma arkadaşları katod ışınlı tüp (CRT) ve ışıklı kalem kullanarak, insanlarca tasarlanmış hastane planlarını yürüme uzaklığı açısından değerlendiren proğram geliştirdiler. İki çalışma aynı amaca iki ayrı yöntemle (ilk tasarlama ile değerlendirme) ulaşmaya çalışmaları açısından ayrıldılar.

Resources

Diyanet İşleri, Yıldıray Çınar

Posted in Uncategorized by admin on the April 25th, 2008

Yıldıray Çınar, Çizgiroman sanatçısı, animatör.
1976 Ankara doğumlu çizer. Çapa Çizgiroman Grubu’nun kurucularından ve Karabasan, İman Limited gibi yeni dönem Türk çizgiromanların yaratıcısı. ABD’de çeşitli yayınlarda işleri yayımlandı.


Yayımlanan işleri

  • Noble Causes 27,28,29,30,31 (Image Comics 2007)
  • Tam Macera 4 -Cinhan- (Kamra Yayıncılık 2007)
  • Tam Macera 2 -Karabasan- (Kamra Yayıncılık 2007)
  • Savage Dragon 126 (Image Comics 2007)
  • Digital Webbing Presents 31 -Fist of Justice- (Digital Webbing 2006)
  • Serüven 5(Kapak),7 (Oğlak Yayınları 2005,2006)
  • Hiçyüz albüm (Hoz Comics 2005)
  • Nothingface Graphic Novel (Digital Webbing 2004)
  • Karabasan (4 sayılık mini-seri,Arkabahçe 2003)
  • Iman Limited (Strip 1-6,10,13 2004-2005)
  • Savage Dragon (Pin-up in issue 118,Image Comics, 2004)
  • T.o.m.c.a.t.s. (Cover for RPG,Blue Devil Games, 2003)
  • Nothingface (Digital Webbing Presents issue 5, 2002)
  • Digital Webbing Presents 5 (Digital Webbing 2002)


Yayımlanan fanzin işleri

  • Sürgün 1,2,3 (Çapa Çizgiroman Grubu 1997)
  • Çapa Çizgiroman 1,2,4,5 (Çapa Çizgiroman Grubu 1998-1999)
  • Maskeli 0,1,2,3,Özel Sayı (Çapa Çizgiroman Grubu 1999-2001)
  • Kopuş 2,3,4,5,6 (Çapa Çizgiroman Grubu 1997-2006)
  • Çapa Çizgiroman Grubu Sunar 1-14 (Çapa Çizgiroman Grubu 2006-2007)
  • Klan 1,2,3 (Klan 2002-2005)

kişisel sitesi

karabasan

son kahraman


Resources

Farklı, Kick Off

Posted in Uncategorized by admin on the April 24th, 2008

Kick Off, 1980′li yılların sonunda çıkan 2 boyutlu bir futbol oyunudur.

İlk sürümleri Amiga ve Atari ST platformlarında oynanabilmekteydi. Daha önce hiçbir bilgisayar futbol oyununa eklenmeyen özelliklere sahip olduğu için kendi kategorisinde bir öncü olarak kabul edilmektedir. Kendisinden önceki oyunlardan farklı olarak Kick Off’ta top futbolcunun ayağına yapışmazdı, bu da oyuncunun ve onunla birlikte topun kontrolünü oldukça zorlaştırır, oyuna bir gerçekçilik katardı. Diğer futbol oyunlarından farklı olarak pek çok futbola özgü özellikler içerirdi; farklı yetenek ve stillerdeki oyuncu karakterleri, farklı taktikler, fauller, kartlar, sakatlıklar, pozisyon tekrarları, uzatma süreleri, ve farklı ruh hallerindeki hakemler Kick Off’u diğer bütün futbol oyunlarından ayırmaktaydı.

Resources

Kerim ayeti., Fahrettin Kerim Gökay

Posted in Uncategorized by admin on the April 24th, 2008

Ord.Prof.Dr.Fahrettin Kerim Gökay eski İstanbul Valisi ve İstanbul Milletvekili. 1900 yılında Eskişehir’de doğdu. Tıp fakültesinden 1922 yılında mezun olduktan sonra, Emraz-i Akliye uzmanı oldu.

Uzun süre öğretim üyesi olarak görev yaptı. 24 Ekim 1949 - 26 Kasım 1957 tarihleri arasında sekiz yıl İstanbul Valiliği ve Belediye Reisliği yaptıktan sonra, İsviçre (Bern) Büyükelçiliği’ne atandı. 1.(XII) Dönem İstanbul Milletvekilliği, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı, İmar ve İskan Bakanlığı görevlerinde bulundu. Basılmış birçok eseri mevcuttur.

Prof. Fahrettin Kerim Gökay, İstanbullulara tanzim satışlarını sunmuştur. Migros, Gökay zamanında açılmıştır. Zeytinburnu ve Kazlıçeşme, onun zamanında şehirleşmiştir. Dolayısıyla Gökay, Zeytinburnu ve Kazlıçeşme’nin babası olarak bilinmektedir. Ayrıca elliye yakın okul yaptırmıştır.

22 Temmuz 1988′de öldü.

Halk tarafından çok sevilen ve kısa boyu dolayısıyla hakkında “Mini Mini Valimiz, Ne Olacak Halimiz?” tekerlemesi üretilmiştir. Önemli bir serveti olan Fahrettin Kerim Gökay’ın terekesinde 630 tapu bulunuyordu.


Kaynak

  • http://www.istanbul.gov.tr

Resources

Bakanlığı, Mahmut Özdemir

Posted in Uncategorized by admin on the April 24th, 2008

Mahmut Özdemir (d. 1937, Kangal, Sivas, Türkiye), (ö. 3 Ağustos, 1992), Türk siyasetçi.

Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdi. Maliye Bakanlığı Baş Hesap Uzmanlığı, Devlet Denetleme Organları Federasyonu Genel Başkanlığı, 5.(XVI) Dönem Sivas Milletvekilliği ile Yerel Yönetim Bakanlığı yaptı. Evli ve 2 Çocuk babasıdır.

Resources

Teoloji, Üniversite

Posted in Uncategorized by admin on the April 24th, 2008

Üniversite (isim Fransızca: université) (Evrenkent) yüksek düzeyde eğitim, öğretim, bilimsel araştırma ve yayın yapan fakülte, enstitü, yüksekokul vb. alt bölümlerden meydana gelen ve öğrencilerin belirli ihtisaslar kazandıran öğretim ve araştırma kuruluşu.

Konu başlıkları


İlk üniversiteler

Bugünkü anlamda ilk üniversitelere Abbâsîler döneminde Bağdat’ta rastlanır. İlk üniversiteyse, Emevîler tarafından Fas’ın Fez şehrinde 859 senesinde kurulan Keyruvan Üniversitesidir. Eski Yunan ve Roma dönemlerinde bazı yüksek eğitim ve öğretim teşkilâtları olmasına rağmen bunların bugünkü anlamda üniversite niteliği yoktur. Batıda üniversiteler İslâm medeniyetinin Endülüs Emevî Devleti vâsıtasıyla Avrupa’ya girmesiyle başlar. Fas, Kurtuba ve Gırnata üniversiteleri, ilim ve fennin kilise ve piskoposların tesirindeki ruhban sınıfına mensup öğretim üyeleri olan okullara girmesine vesile olarak, sâdece hukuktan ibâret olan öğretim dalına tıp, astronomi, ilâhiyat ve benzerlerinin de eklenmesini sağladı. O zamâna kadar Avrupa kralları ve devlet adamları tedâvi olmak için Kurtuba Üniversitesinin Tıp Fakültesine gelirlerdi. Hattâ dünyânın düz olduğuna inanan Avrupalılar, Galileo, Kopernik, Newton dünyânın döndüğünü İslâm kitaplarından öğrenip söyleyince onları suçlu görüp hapsedecek kadar ilim ve fende geriydi. Bağdat’taki Nizâmiye Medresesi (1065), Osmanlılardaki ilk üniversite olan İznik Medresesi (1331) gibi misalleriyle de Selçuklular ve Osmanlılar döneminde hızla gelişen medrese müessesesi Tanzimata kadar fen derslerinde de söz sâhibiydi (Bkz. Medrese). Fen dersleri kaldırılınca ilim ve fenni Endülüs Emevîleri vâsıtasıyla İslâm medeniyetinden alan batı, doğuyu geçmeye başladı. Daha sonra (1863) Dârül-Fünun adı altında teşkilâtlanan bu yüksek eğitim-öğretim müessesesi çeşitli safhalardan sonra 1933’te İstanbul Üniversitesi olarak yeniden düzenlendi.

Batıda Bologna, Pavia, Revenna ve Paris adları altında gelişmeye başlayan ilk üniversiteler uzun süre psikoposların kontrolünde kalmaya devam etti. Hattâ Bologna Üniversitesinin rektörleri öğrenciler tarafından seçilmekteydi. Öğrenciler nation denen dört gruba ayrılır ve her grubun lideri rektörün yanında yönetime katılırlardı. Buna rağmen asıl yönetici ve söz sâhibi kimseler piskoposluktan gönderilen ve kançı denen kimselerdi. Paris Üniversitesinde ise öğrencilerle birlikte öğretim üyeleri de o yönetimde rol alırlardı. Fakat neticede yine kontrol piskoposluğundu. Sonraları üniversite rektörü piskoposluğa karşı otoritesini sağlayarak özerk hâle geldi. Bunu tâkiben papalığa bağlı olmayan İngiliz Oxford veCambridge üniversitelerinden sonra 14. yüzyıla kadar çeşitli Avrupa şehirlerinde üniversiteler kuruldu.


Günümüz

Günümüzdeki teşkilat ve statüye sahip üniversiteler memleketimizde, 1863’te kurulan Dârülfünunla başlar. Avrupa üniversitelerinde eğitim öğretim kilisenin kontrolü altındaki teoloji (din ilmi)’ne dayanmasına rağmen Türklerin Selçuklu, Osmanlı ve daha pekçok değişik dönemlerde kurdukları çeşitli statülerdeki üniversitelerde müsbet ilimlerin de okutulması bakımından üniversite olarak ilmî kariyerini başından günümüze kadar muhafaza etti. Bu sebeple Türkiye’de modern üniversitelerin ilki olan İstanbul Üniversitesi, 1453 senesinde Fatih Sultan Mehmed Hanın din ilimleri yanında fen ilimlerinin de okutulması için kurduğu Fatih Külliyesine (Medreseler topluluğu) dayanmakta olup, beş asırlık bir geçmişe sâhiptir. 1933’te kaldırılan Dârülfünun, Millî Eğitim Bakanlığına bağlı olmak üzere muhtariyet ve tüzel kişiliği olmayan İstanbul Üniversitesi olarak yeniden teşkilâtlandırıldı.Osman Hamdi’nin 1882′de kurduğu Sanayi-i Nefise Mektebi (şimdiki adı Mimar Sinan Üniversitesi) türkiyedeki en köklü üniversitelerdendir. Bu arada Ankara’da çeşitli târihlerde Hukuk (1927), Dil ve Tarih-Coğrafya (1935), Fen (1943) ve Tıp (1945) gibi fakülteler kuruldu. Aynı zamanda aslı 1773 yılına dayanan Yüksek Mühendis Mektebi, İstanbul Teknik Üniversitesi adını aldı (1944). 1945’te çıkarılan kânunla bütün üniversiteler, aynı hükümlere tabi olmak üzere ilim ve idarede muhtar tüzel kişilikler haline geldi. 1960’ta üniversiteler kanununda yapılan değişiklikle üniversiteler, fakülte, enstitü, yüksek okul ve araştırma kuruluşlarından meydana gelen, idari ve ilmî muhtariyeti olan eğitim, öğretim ve araştırma merkezleri hâline geldi. Yine bu kanuna göre yeni fakülte açılıp kapatılması için üniversite senatosunun teklifi ve Millî Eğitim Bakanının tasdik etmesiyle yürürlüğe girdi. 1961 Anayasası, 1971 Anayasa değişikliği ve 1982 Anayasasında üniversite teşkilâtlarında yapılan bazı değişiklikler esnasında memleket sathında çeşitli yeni üniversiteler kuruldu. 1955’te kurulan Trabzon’daki Karadeniz Teknik Üniversitesi, 1956’da İngilizce öğretim yapacak şekilde Ankara’da kurulan Ortadoğu Teknik Üniversitesi, 1954’te yine Ankara’da kurulan Hacettepe Üniversitesi, 1955’te İzmir’de kurulan Ege Üniversitesi, 1971Kayseri’de kurulan Erciyes Üniversitesi1976’de Robert Kolejinin hükümete geçmesiyle kurulan ve İngilizce eğitim yapan İstanbul Boğaziçi Üniversitesi, 1957’de Erzurum’da kurulan Atatürk Üniversitesi bunların en önemlileridir. Orta öğretimin memleket sathında gittikçe yaygınlaşmasıyla ortaya çıkan talebe fazlalığını değerlendirmek için Millî Eğitim Bakanlığının açtığı çeşitli yüksek okulları Diyarbakır, Elazığ, Sivas, Malatya, Samsun, Eskişehir, Bursa, Edirne gibi illerde kurulan yeni üniversiteler takip etti. Akademi adı altında faaliyet göstermelerine müsade edilen bazı özel yüksek okullar, Anayasaya göre yüksek okul kurma yetkisi devlete ait olduğundan devletleştirildi. 1982 Anayasasıyla bütün yüksek öğrenim kurumları üniversite çatısı altına alındı. Bu kurumların kontrolü yine 1982’de kurulan Yüksek Öğretim Kuruluna (YÖK) verildi. 1982’de kabul edilen kanun hükmündeki bir kararnameyle memleket sathındaki üniversiteler belirlenerek yeni bir düzene sokuldu.


Üniversitelerin idaresi

Üniversitelerin idâresi rektör, senato ve yönetim kurulu tarafından sağlanır. Senato rektörün başkanlığında fakülte dekanları ve her fakülteden bir temsilci profesörden meydana gelir. Senatonun görevi üniversiteyle ilgili kanun, tüzük tasarılarını ve yönetmelikleri hazırlar. Bütçe, seçim, yeni kürsü, enstitü açılması veya kaldırılmasıyla ilgili kararları, teklifleri inceler ve yürürlüğe koyar. Üniversite yönetim kurulu yine rektör başkanlığında, dekanlar ve seçimli üç profesörden meydana gelir. Rektörler, beş yılda bir üniversite öğretim üyelerinin seçtiği 6 adaydan, YÖK’ün seçtiği üç adaydan biri. YÖK, Cumhurbaşkanı tarafından atanır. Genel Sekreterse üniversitenin idârî işlerine bakar. Yazı işleri, personel, kütüphâne, hizmetçiler buna bağlıdır.


Göz at

  • Türkiye’deki üniversiteler listesi


İlgili Bağlantılar

  • Üniversitelerin Ağ Sayfaları
  • Yüksek Öğretim Kurumu
  • üniversite gençlik

</small>

Resources

Girdi., Çubukoğulları Beyliği

Posted in Uncategorized by admin on the April 24th, 2008

Çubukoğulları Beyliği, Selçuklu serdarları Çubuk Bey (1085-1092) ve oğlu Mehmed Bey tarafından 1085-1112 arasında Fırat Nehri’nin batısında Palu, Genç arasını, Çemişgezek, Eğin, Arapgir ve civarını fethederek kurulan Türk beyliği. Sünni, Hanefi olup beylik merkezi Çemişgezek’ti. 1112′de Artuklu hakimiyeti altına girdi.

Resources

Download ederken istediğimiz, Hacerü’l-Esved

Posted in Uncategorized by admin on the April 24th, 2008

Siyah taş. Kabe’nin duvarındaki siyah, parlak taş. Rivayete göre İsmail peygamber bu taşı Kabe’nin köşesine yerleştirdi.

Hac sırasında hacılar tavaf ederken her bir dönüşte bu taşı selamlar.

Ömer bu taş için şöyle demiştir: ‘Biliyorum ki sen faydası ve zararı olmayan basit bir taşsın. Allah Resulü’nün seni öptüğünü görmeseydim seni öpmezdim.”

Resources

Hızır, Mehter

Posted in Uncategorized by admin on the April 24th, 2008

Mehter, dünyanın en eski askeri bandosudur.

Çalgılar, çevgen, boru, nakkare, davul, zurna ve zil bulunur. Yeniçeri ocağının bir parçasıydı. Bu ocak kaldırılınca kapatıldı sonra yeniden açıldı. Günümüzde en ünlüleri fatih ve eyüp mehteran bölükleridir. 13yy. ilk kez yazılı kaynakta Mehter adı geçiyor.

Osmanlı Devleti’nde; hazerde (sulhde) askeri ruhu canlı tutmak, seferde askerin cesaretini arttırıp düşmana korku vermek için kurulan askeri mızıka teşkilatıdır. Mehter kelimesi pek ulu manasına olup çoğulu mehterandır. Bütün İslam devletlerinde hükümdarlık alametlerinden biri olan tabihane (mehterhane) Osmanlı Devleti’ne Türkiye Selçuklu Devleti’nden geçti. Selçuklu sultanı üçüncü Alaeddin Keykubat, Osman Gazi’ye 1299’da beylik alameti olarak sancak ile beraber davul vs. de göndermişti. Osmanlı Devleti’nin istiklalinin başlangıcı da kabul edilen bu tarihten itibaren nevbet vurulurken (çalınırken) Fatih Sultan Mehmed Han’a kadar bütün padişahlar, Selçuklu hükümdarına hürmeten ayağa kalkarlardı. Fatih Sultan Mehmed Han “iki yüzyıl evvel vefat etmiş bir padişaha ayağa kalmak lüzumsuzdur” diyerek, mehter çalınırken ayağa kalkma adetini kaldırdı.

Mehter takımı her gün padişahın bulunduğu yerde; yani padişah seferde ise çadırın önünde, değilse saraydaki muayyen yerinde ikindi namazsından sonra nevbet vururdu. Bundan başka yatsı namazından sonra üç fasıl mehter çalınıp padişaha dua edilir, sabaha karşı divan halkını namaza kaldırmak için yeniden nevbet vurulurdu. Ayrıca, Yedikule, Eyyub, Kasımpaşa, Galata, Tophane, Beşiktaş, Anadoluhisarı, Üsküdar ve Kızkulesi’nde aynı saatlerde mehterhane çalınırdı. Buralarda vazife gören mehterlerin mevcudu bin kadardı. Devlet merkezinin dışındaki kalelerde de muayyen vakitlerde mehterhane çalardı. Ayrıca sadrazamların, derya kaptanlarının, vezirlerin, beylerbeylerin mehter takımları bulunurdu. Bihassa sefer zamanlarında askeri çoşturmak ve düşmanın maneviyatını bozmak hususunda mehterlerin büyük hizmeti ve faydası görüldü.

Hükümdara mahsus mehterhane on iki katlı, yani her aletten on iki tane çalınırdı. Diğerleri ise, çalındığı yerin seviyesine göre yedi katlı veya dokuz katlı olurdu. Padişah sefere giderse, mehter takımı iki misline çıkarılırdı. Kösler yalnız padişahların mehterhanelerinde bulunur, sadrazam ve sair vezirlere ait mehterlerde bulunmazdı. Hükümdar sefere gittiği zaman, padişah mehterhanesi saltanat sancaklarının altında durup çalınırdı. Sefer esnasında önce padişahın, yoksa serdarın mehterhanesi ve sonra üç tuğlu paşaların yani vezirlerin, daha sonra ikişer tuğluların (beylerbeylerinin) mehterhanelerinin çalınmaları kanundu. Muharebe zamanında düşmana yaklaşıldığı zaman mehterin sesi arttırılır, bu sırada davul çalanlar “Yekdir Allah yek” diye bağırırlardı.

Mehterhane emir-i alem’e bağlı olup, padişaha mahsus mehterhaneyi idare eden zata mehterbaşı denirdi. Kendisi aynı zamanda İstanbul’da bulunan bütün mehterlerin amiriydi. Ayrıca her cins çalgıyı çalanların bir başı vardı ki, onlar da çalgılarına göre sertabbal (davulcu başı), sernefiri (borucu başı), sernakkazeren, serzurnazen, serzincviri (zilci başı), serköşi diye anılırlardı. Mehterlerin başlıca usul ve makamları; ahlati, halilevi, kalenderi, peşrev,Türki, sakil, çenber, küçük hafif, büyük hafif, nakış, revani, def usulu, yarım ahlati, perişian, değişme, kısmı sakil, murabba, devri hindi, kara batak, ezgi, sofiyen, semai, çengi harbi, zammı devir ve safdı.

Mütad zamanları dışında; padişah cülüslarında, kılıç alaylarında, zafer haberi geldiği zamanlarda, arife divanlarında, düğünlerde, şiehzade ve sultanın doğumu gibi hallerde mehterhanelerin nevbet vurması kanundu.

Mehter nevbet vuracağı zaman mehter takımı hilal şeklini alır, nakkarazenler oturup diğerleri ayakta dururdu. Kösler hilalin orta ilerisine yerleştirilirdi. İç oğlan başçavuşu mehter faslı başlamadan önce daireden çıkarak ortaya gelir ve “Vakt-i sürur u sefa, mehterbaşı ağa! Hey! Hey!” diye bağırırdı. Bu sırada hazır bulunanların dikkatlerini çekmek için nakarelerle sofyan usulunde üç tempo atılırdı. Nakkareler çalarken de mehterbaşı ağa mehterin önüne gelir “Hasduuur” diyerek çalınacak marşın adını söylerdi. Hemen arkasından “haydi ya Allah” diyerek mehteri icraya geçirirdi. Nevbet bitince mehter gülbankı (duası) okunur ve fasl sona ererdi.

Mehterin kendine has bir yürüyüşü olup, üç adımda bir durur, yarım sağa ve yarım sola dönerdi. Yürüyüş esnasında mehter efradı, hep bir ağızdan “Rahim Allah, kerim Allah” derlerdi.

Mehter takımının yürüyüş nizamında merasime iştiraki şu sıraya göre tertib ekilirdi; önde çorbacıbaşı unvanını taşıyan ve başında üsküf bulunan mehteran bölüğü komutanı, onun arkasında sol tarafta zırhlı muhafızı ile birlikte yeşil sancak, ortada istiklal alameti olan ak sancak, baştaki ser zırhlı muhafızı ile birlikte kırmızı sancak bulunurdu. Sancakların arkasında ise, üçerli koldan üç sıra halinde dizilmiş dokuz tuğ gelirdi. Sağ tarafta kırmızı sancaküın arkasında ise, yeniçeriler tarafından taşınan hücum tuğu yer alırdı. Tuğlardan sonra ortada mehterbaşı bulunurdu. Mehterbaşından sonra ise, sıra ile; mehterin iki katı adedince cevgenler (okuyucular), zurnazenler, boruzenler, nakkareler, zilzenler ve davul çalanlar gelmekteydi. En arkada ise, bir at sırtında taşınan kös bulunmaktaydı.

Yüzyıllar boyunca Osmanlı askerini çoşturup, düşmana korku veren mehterhane, 15 Haziran 1826’da yeniçeri ve diğer kapıkulu ocaklarıyla beraber ikinci Mahmud Han tarafından ilga edildi. Mehterhanenin önemine binaen yerine Mızıka-yı hümayun isminde askeri mızıka teşkilatı kuruldu.

Ahmed Muhtar Paşa ve Celal Esat mehteri yeniden canlandırmak gayesiyle 1911’de yeni bir takım kurdular. Bu takım 1914 yılında teşkilatlandırılarak, mehterhane-i hakani adını aldı. Mehterhane-i hakaninin kurulduğu, Birinci Dünya savaşında orduya tamim edildi. İstiklal harbinde de hizmet verdi. Cumhuriyetin ilanından sonra milli savunma bakanı, mehteri saltanat alameti sayarak lağvetti.1952 yılında feshedildi, sonra genelkurmay tarafından İskoçların bando takımını gördü.Bundan etkilenilerek tekrar mehter takımı kuruldu.


Takım

‘Altı kat’, ‘yedi kat’ ve ‘dokuz katlı’ takım.
‘Dokuz katlı’ takım, kös, davul, nakkare, halile, çevgan, nefir, boru seslerden oluşuyor. Mehterhane-i Hakani veya Mehterhane-i Hümayun, Padishah Mehteri 18 katlı takımdan oluşuyordu, özelikle savaşzamanlarda.

Sesler

  • Tuğlar
  • Çorbacıbaşı
  • Sancaklar
  • Zurnazen
  • Boruzen
  • Zilzen
  • Davulzen
  • Cevgen
  • Kös
  • Nakkrezen
Boruzen,zil ve nakkarezen,cevgen Çorbacıbaşı,davulzen,kös Sancaklar,zurna,mehterhane


Besteciler

En eski, günüzümüze kalan marşlar Nefiri Behram, Emir-i Hac, Hasan Can ve II. Gazi Giray 16.yy. bestecileleri tarafından kaynaklaniyorlar.

Bilinen besteciler

16.yy. 17.yy. 18. yy.
- Nefiri Behram - Zurnazen Edirneli Daği Ahmed Çelebi - Hızır Ağa
- Emir-i Hac - Zurnazenbaşı İbrahim Ağa
- Hasan Can - Müstakim Ağa
- II. Gazi Giray - Hammali


Ayrıca bakınız

  • - http://www.estergonmehter.com/mehter
  • Mehter, Bando, Müzik ile Tedavi, Destanlar ve Türk Mutfağı ile ilgili bilgiler , Mehter ve Bando Marş Mp3 leri
  • Mehter Hakkında Bilgi ve Marşları Dinleyebilirsiniz
  • Mehter Tarihi
  • Mehter Marşları CD, Özmüziksan sanayi ISBN: 8695428006677
  • http://www.theottomans.org/english/campaigns_army/index.asp

Resources

Parlamento, Bilgicilik

Posted in Uncategorized by admin on the April 24th, 2008

(Os. Mugalâta, Safsata; Fr. Sophisme, Al. Sophisma, Trugschluss; İng. Sophism, İt. Sofisma, Fallacia)Yanıltmaca…
Antikçağ Yunan felsefesinde önemli bir düşünce akımı olan bilgicilik, Platon’dan ve özellikle Aristoteles’den sonra küçümsenmeye başlanmış ve isim olarak yanıltmak amacıyla yapılan yanlış usavurma anlamına kaydırılmıştır. Mantıkta bu yanıltmacaların çeşitli biçimleri saptanmıştır. Genellikle bu yanıltmacalar uslamlamanın biçimsel kurallarına uygundur, karşısındakini kandırmaz ama, kolaylıkla yadsıyamayacağı biçimde şaşırtır. Örneğin söz konusu olan sorundan büsbütün başka bir sorunu tanıtlamak (Os. Tagyiri mehbas, Fr. Ignorance du sujet), tanıtlanması gerekeni kendisiyle tanıtlamak (Os. Müsidere alelmatlûp, Fr. Cercle vicieux), eksik tümevarım yapmak (Os. İstikrâı nâkıs, Fr. Induction imparfaite) bu gibi yanıltmacalardandır.

İngiliz düşünürü Bentham dört çeşit parlamento yanıltmacası saptamıştır:

1) Bir konuda sağlanan söz üstünlüğünü büsbütün başka bir konuda kullanmak..

2) Dış ve tehlike kuruntusu yaratarak istenilen sonucu elde etmek.

3) İstenileni asla gerçekleşmeyecek koşullara bağlayarak kabul etmek.

4) Sorunlan bilerek birbirine karıştırmak ve böylelikle istediğini elde etmek.

Resources

  • Program indir :: Program Arşivi Programların kullanımlarından dolayı oluşabilecek sorunlardan http://indir.komikport.com sorumlu değildir. Kubilay Erkeç : wm@komikport.com.

Zaman tekrar kaldığımız, Zeki Rıza Sporel

Posted in Uncategorized by admin on the April 24th, 2008

Zeki Rıza Sporel (d. 1898 - ö. 1969 İstanbul) Türk futbol tarihinin büyük golcüsüdür. İstanbul’un işgal yıllarında, işgal kuvvetleri ve onlara destek veren azınlıkların oluşturduğu yabancı takımlara attığı gollerle Türk halkının gönlünde ölümsüzleşmiş, efsaneleşmiştir. Aynı dönem A takıma çıktığı Alaeddin Baydar ile birlikte forvet hattında rakip takımlara kabus olmuştur. Fenerbahçe A takımına 15 yaşında girdi. Takımın formasını 18 yıl boyunca giydi. 332 maçta 470 gol atmak başarısını göstererek kırılması olanaksız bir rekora sahiptir. Milli takımın ilk golcüsüdür. Türk Milli Futbol Takımı formasını 16 kez giydi. 10 kez kaptanlık yaptı. 26 Ekim 1923′te Romanya ile oynadığımız ve 2-2 berabere kaldığımız ilk milli maçımızda 2 golümüzü de atmıştır. Milli takıma toplam 15 gol kazandırdı. Milli takımın Finlandiya’yı 4-2 yendiği maçta tüm golleri atarak ayrı bir rekora daha sahiptir. Son derece istikrarlı ve başarılı futbolu ile hem Fenerbahçe’nin hem de Türk futbolunun yetiştirdiği önemli isimlerden biri olarak tarihe geçti. Fenerbahçe ile özdeşleşmiş ismini efsanelerin en tepesine yazdırmış ölümsüz bir futbol yıldızıydı. Üstad lakabı ile tanındı. Futbolu 1934′te bıraktı. Soyadı kanunu çıktıktan sonra, soyadı bizzat Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından verilerek onurlandırılmış eşsiz bir spor adamıydı.Tenis dalında Türkiye’yi temsil etti. Yöneticilik yaptı. Su sporları Federasyonu ve Fenerbahçe Kulübü başkanlıklarında bulundu. 1950 yılında Demokrat Partiden, Rize milletvekili olarak meclise girdi. Türk spor tarihinin en iyi 11′ine seçildi.

Resources

  • FELSEFE FORUMU: Zaman gibi tüm kavramlar, aslında olmayan ama bilinçli düşünce nedeniyle yaratmak zorunda kaldığımız kavramlar. .. Zaman tekrar akmaya başlasa ne olur?

Istediğimiz zaman, Çifte karmaşık sayılar

Posted in Uncategorized by admin on the April 23rd, 2008

İki tane karmaşık birimi olan ya da bir tane hiperbolik iki tane de karmaşık birimi olan kümeye çifte karmaşık sayılar kümesi denir. Bu kümede her sayı

<math>z=a+\mathbf{e}_1 b+ \mathbf{e}_2 c + \mathbf{e}_3 d</math>

şeklinde ifade edilebilir. Ancak dörtlük sayılarla karıştırılmamalıdır. Çünkü bu kümede

<math>\mathbf{e}_1^2=\mathbf{e}_2^2=-1</math>

iken

<math>\mathbf{e}_3^2=1</math>

olarak tanımlanır. Zira, bu sayılar dörtlük sayıların değişmelisi olarak anılır.

Bu maddede <math>\mathbf{e}_3</math>, yâni hiperbolik birim genellikle <math>\mathbf{h}</math> ile gösterilecektir.

Konu başlıkları


Tanım

Çifte karmaşık sayılar birkaç şekilde tanımlanabilir. En yaygın tanımı iki farklı karmaşık sayı kümesinin birleştirimi olduğu için küme çifte karmaşık sıfatını almıştır.


İki karmaşık birim sayı tanımı

İki farklı karmaşık sayı kümesi olduğunu varsayalım:

<math>\mathbb{C}_1=\{ a+\mathbf{i}_1 b \, | \, a,b \in \mathbb{R} \text{ ve } \mathbf{i}_1^2=-1 \}</math>

ve

<math>\mathbb{C}_2=\{ a+\mathbf{i}_2 b \, | \, a,b \in \mathbb{C}_1 \text{ ve } \mathbf{i}_2^2=-1 \}</math>.

Yâni biri gerçel sayılardan elde ettiğimiz alışık olduğumuz karmaşık sayılar kümesi, diğeri ise alışık olduğumuz karmaşık sayılardan elde ettiğimiz daha geniş bir halka. Bu kümeye çifte karmaşık sayılar kümesi denir.

O halde, <math>\mathbb{C}_2</math> kümesindeki her öğe,

<math>z=a+\mathbf{i}_1 b+ \mathbf{i}_2 c + \mathbf{i}_1 \mathbf{i}_2 d</math>

şeklinde yazılabilir. Buradaki iki birimin çarpımı

<math>\mathbf{h}=\mathbf{i}_1 \mathbf{i}_2=\mathbf{i}_2 \mathbf{i}_1</math>

olarak tanımlanır ve bu sayıya ‘hiperbolik birim sayı adı verilir. Açık olarak görülür ki bu birim sayı,

<math>\mathbf{h}^2=(\mathbf{i}_1 \mathbf{i}_2 )^2 = \mathbf{i}_1^2 \mathbf{i}_2^2 = (-1)(-1)=1</math>

özelliğini sağlar. Bu takdirde her çifte karmaşık sayı,

<math>z=a+\mathbf{i}_1 b+ \mathbf{i}_2 c + \mathbf{h} d</math>

olarak ifade edilebilir.


Karmaşık katsayılı hiperbolik sayı tanımı

Eğer hiperbolik bir sayının tanımını

<math>\mathbb{H}=\{a+\mathbf{h} b \, | \, a,b \in \mathbb{C} \text{ ve } \mathbf{h}^2=1 \}</math>

gibi karmaşık katsayılı olarak alırsak her çifte karmaşık sayı

<math>z = (a+\mathbf{i} b) + (c + \mathbf{i}d ) \mathbf{h} = a + \mathbf{i} b + \mathbf{h} c + \mathbf{h}\mathbf{i} d</math>

şeklinde ifade edilecektir. Burada

<math>\mathbf{k}=\mathbf{h} \mathbf{i}=\mathbf{i} \mathbf{h}</math> ve bu takdirde <math>\mathbf{k}^2=-1</math>

olarak tanımlamakla her çifte karmaşık sayıyı

<math>z=a+\mathbf{i} b+ \mathbf{h}c + \mathbf{k} d</math>

şeklinde ifade etmiş ve istediğimiz özellikleri sağlamış oluruz.


Ayrıca bakınız

  • Bölüm halkası

Resources

Kavramı”, Mustafa Sait Yazıcıoğlu

Posted in Uncategorized by admin on the April 23rd, 2008

Mustafa Sait Yazıcıoğlu (d. 1949, Sürmene, Türkiye), Türk siyasetçi.

Prof. Dr. Mustafa Sait Yazıcıoğlu, 22 Şubat 1949 yılında Trabzon’un Sürmene ilçesinde doğdu. Babasının memuriyeti sebebi ile ilkokul ve ortaokulu Milas’ta, liseyi 1967 yılında Aydın’da tamamladı.
1967 – 1971 yılları arasında Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde lisans yaptı.

Bir yıla yakın bir süre Diyanet İşleri Başkanlığı merkez teşkilatında çalıştı.
1972 – 1977 yılları arasında Milli Eğitim Bakanlığı adına doktora öğrenimi yapmak üzere Fransa’ya gönderildi.
1975 yılında 4 aylık kısa dönem Yd.Subay olarak askerliğini tamamladı.
1977 yılında Dr. Asistan olarak Ankara Üniveristesi İlahiyat Fakültesine girdi.
1983 yılında “Matüridi ve Nesefi’ye göre insan hürriyeti kavramı” konulu teziyle Doçent oldu.
1988 yılında Profesör oldu.
17 Haziran 1987 - 3 Ocak 1992 yılları arasında 14. Diyanet İşleri Başkanı olarak görev yaptı.
14 Şubat 1993 yılında Cumhurbaşkanlığı kontenjanından Yükseköğretim Kurulu Üyeliğine atandı.
21 Temmuz 1994 tarihinde Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dekanlığı’na atandı.
10 Mayıs 1996 tarihinde UNESCO Türkiye Milli Komisyonu Yönetim Kurulu Üyeliğine seçildi.
3 Kasım 2002 seçimleri ile AKP Ankara Milletvekili olarak TBMM’ye girdi.
5-10 Mart 2004 tarihinde İslam Konferansı Örgütü Parlamento Birliği (İKÖPAB) Türk Grubu Başkanlığı yaptı.
22 Temmuz 2007 seçimleri ile meclisteki görevine devam etti.
29 Ağustos 2007 yılında 60. hükümette “Devlet Bakanı” olarak görev aldı.
Evli ve iki çocuk babasıdır. Eski Valilerden Recep Yazıcıoğlu’nun kardeşidir.
“Matüridi ve Nesefi’ye Göre İnsan Hürriyeti Kavramı” isminde meb yayınlarından çıkan bir kitabı vardır.


Bazı yazıları:

  • Hızır Bey ve “Kaside-i Nuniye”si
  • Eş’arı’nin hayatı
  • İnsan fiili ve bir Kur’ân-ı Kerim ayeti.
  • Maturîdî kelâm ekolünün iki büyük siması: Ebû Mansur Maturîdî ve Ebu’l-Mu’in Nesefî.
  • Mâturidî kelâmında insan hürriyeti meselesi.
  • Hızır Bey ve “Kaside-i Nunîye”si
  • İlâhiyat Önlisans Programı
  • Cumhuriyetin 75.yılında Din Ögretiminde Yeni Hedefler
  • La Critıque De L’Enseignem Et En Particulier Celui Du Kalâm


Bazı çevirileri:

  • Gardet, Louis: İslam “din ilimleri” içinde ilm-i kelamın yeri üzerinde bazı düşünceler.
  • Hanafi, H[asan]: Teoloji mi antropoloji mi?


Kaynaklar:

  • http://www.divinity.ankara.edu.tr/tr/indir/makale52-88.pdf
  • http://www.divinity.ankara.edu.tr/tr/indir/bibliyografya.pdf
  • http://www.divinity.ankara.edu.tr/tr/indir/tez.pdf
  • http://www.kimkimdir.gen.tr/kimkimdir.php?id=1867

Resources

Kalâm, İlahiyat

Posted in Uncategorized by admin on the April 23rd, 2008

Allah’ın varlığı ve nitelikleriyle ilgili konuları ele alan bir bilim kolu, tanrı bilimi, teoloji (TDK Sözlüğü). İslam dini ilimlerinin bütününe verilen ad. İlah ve çoğul -at eki Arapça kökenli olmasına karşın İlahiyat şeklindeki bir adlandırma Türkçe dışındaki dillerde bulunmamaktadır. Arapça’da benzer bir manaya gelen Ulum-u Diniyye tabiri kullanılmaktadır.

İslam tarihinde Muhammed’den hemen sonra doğup gelişen bir kısmı kutsal metin (Kur’an) bir kısmı İslam peygamberinin söz ve davranışları (Hadis) veya İslamiyetin çeşitli felsefi ekollere ve ana akım din anlayışının dışındaki akımlara karşı genel akımı rasyonel metotlarla savunan (Kelam) gibi dalların tümü İslam ilahiyatı içerisinde yer almaktadır.


İlahiyatın Dalları

  • Tefsir : Kur’an-ı Kerim’in yorumu ve yorumuna ilişkin usûl bilgisi (metodoloji).
  • Hadis : Muhammed’in söz ve davranışlarını araştırır.
  • Fıkıh : İslam hukuku ile ilgilidir.
  • Kelam : İslam inancını akli metodlar kullanarak savunur.
  • Tasavvuf: İslamiyetin mistik boyutuyla ilgilenir.


Göz At

  • Din
  • Din Bilimleri
  • Teoloji


Linkler

  • Muslim Theology Wikipedia
  • Development of Muslim Theology
  • Kalam-Wikipedia

Resources

  • Oyun İndir Blogroll. oyun indir · Feed for Oyun İndir Categories: Full Oyunlar. Küçük boyutlu eğlenceli bir Türk oyunu. :). İndir Rar Şifresi:www.kokorec.org

Nesefî., Tilavet secdesi

Posted in Uncategorized by admin on the April 23rd, 2008

Kur’ân-ı kerîmdeki on dört secde âyetinden herhangi birini okuyan veya işiten bir mükellefin yâni akıllı ve ergenlik çağına erişmiş bir müslümanın yapması vâcib (lâzım gelen) secde. Secde âyetleri, Kur’ân-ı kerîmin; A’râf sûresi 7-206, Ra’d sûresi 13-15, Nahl sûresi 16-49, İsrâ sûresi 17-109, Meryem sûresi 19-58, Hac sûresi 22-18,Furkân sûresi 25-60 Neml sûresi 27-25, Secde sûresi 32-15, Sâd sûresi 38-24, Fussilet sûresi 41-37, Necm sûresi 53-62, İnşikâk sûresi 84-21 ve Alak sûresi 96-19 sûrelerinde bulunmaktadır. (Bkz. Secde)

Namazda aranan şartlar tilâvet secdesinde de aranır. Hadesten (abdestsizlik ve cünüplükten) ve necâsetten (gözle görülen pislikten)temizlenmek, setr-i avret (avret yerlerini örtmek) ve istikbâl-i kıble (kıbleye dönmek) gibi şartları taşımıyan kimse, secde âyetini duyduğu zaman bu şartları yerine getirdikten sonra secdesini yapar. (İmâm-ı Gazâlî)

Tilâvet secdesi şöyle yapılır: Niyet edilerek eller kaldırılmadan Allahü ekber diyerek secdeye varılır. Secdede üç kere; “Sübhâne rabbiyel a’lâ” denir. Sonra Allahü ekber denilerek ayağa kalkılır. (M. Zihni Efendi)

Tilâvet secdesinin hükmü, dünyâda bir vâcibi yerine getirip borcundan kurtulmak ve âhirette de sevâba kavuşmaktır. (M. Zihni Efendi)

Fonografta (gromafonda, teybde, radyoda ve televizyonda) okunan secde âyetini işitenin tilâvet secdesi yapması vâcib olmaz. (Muhammed Bahît el-Mutî’)

Bir kimse hüzünden, sıkıntıdan kurtulmak için, Allahü teâlâya kalbinden yalvararak on dört secde âyetini (ezberden ayakta) okuyup her birinden sonra, hemen tilâvet secdesi yaparsa, Allahü teâlâ o kimseyi o derd ve belâdan korur. (İmâm-ı Nesefî)


Kaynak

Dini Terimler

Tilâvet Secdesi Nedir?
Kur’an’daki bir secde âyetini okuyan veya dinleyen müslümanın yapması vacib olan secdedir.Bunlardan herhangi biri, üzerine vacib olan secdeyi yapmazsa günahkar olur.

Resulullah (s.a.v) buyuruyor: Ademoğlu secde âyeti okur ve secde ederse şeytan ağlayarak ayrılır ve: “Yazık bana, insanoğlu secdeyle emredildi ve secde etti, mukabilinde ona cennet var. Ben de secdeyle emrolundum ama ben itiraz ettim, benim için de ateş var der.
Tilâvet Secdesi Niçin Vacibtir?
Kur’an-ı Kerîm’de şöyle buyurulur: “Onlar kendilerine Kur’an okununca secde de etmezler.” (İnşikâk,21). Bir kimse ancak vacib olan işi yapmamaktan ötürü kötülenir. Diğer yandan bu secde namazda yapılan secde olup, namaz secdesi gibi vacib hükmüne tabi olur.
Resulullah (s.a.v) buyuruyor: “Kur’an’ı okuyan ve dinleyene secde etmek vacibtir”
Tilavet secdesi yapmak, Hanefilere göre vacip, diğer üç mezhebe göre ise sünnettir.

Tilâvet Secdesi Ne Zaman Vacib Olur?
Secde âyetini okumak. Okuyanın kulakları duymasa bile secde gerekli olur.
Okunan secde âyetini işitmek veya dinlemek. İşitmek kasıtsız, dinlemek ise kasıtlı olur.
Bir imama uymuş olmak, İmama uyan kimse imamın okuduğu secde âyetini duymasa bile tilâvet secdesi yapar.
Okuyan duyma özürlü olsa dahi, okuma ile üzerine vacip olur.

Müslüman olan bir cünüp veya sarhoş da okuyacağı veya işiteceği bir secde âyetinden dolayı secde ile yükümlü olur. Temizlik ve ayık halinde bu secdeyi yapmaları gerekir.
Kendisine secde âyetinin okunduğu haber verilen uyuyan kimseye de tilâvet secdesi vacib olur.
Secde âyetini hoparlörden dinlemek, okuyucudan dinlemek gibidir. Radyo ve televizyondan dinlenen secde âyeti de hoparlörden dinlemeye benzer. Çünkü sesin tel aracılığı ile ulaşması ile ses dalgaları aracılığı ile telsiz olarak anında ulaşması arasında bir fark bulunmamaktadır.
Tilâvet Secdesi Ne Zaman Gerekmez?
Bir kimse